ANASAYFA RÖPORTAJLAR Begüm Güngör ile Yelken
Begüm Güngör ile Yelken

Cuma, 10 Aralık 2010 20:00

SİTEMİZDEN FB TV CANLI İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN!



Begüm Güngör

Fenerbahçe Dergisi Kasım 2010 sayısı no:93'de yayınlanmış röportaj haberin devamında..
Yelken şubemizin optimist sınıfı antrenörlerinden Begüm Güngör ile yelkenin 10-15 yaş arası çocukların gelişimine nasıl etki ettiğini, onlara nasıl bir sorumluluk kazandırdığını konuştuk. Aynı zamanda birkaç ay sonra dünyaya gelecek olan minik kızının heyecanını da taşıyan Güngör ile kariyeriyle ilgili de sohbet ettik. 
- Yelkene önce sporcu olarak başladın sonra da antrenörlük kariyerin başladı. Bize hayatının bu sürecini anlatır mısın?
1993 senesinde 11 yaşımda optimist sınıfı ile yelkene başladım. 1998'e kadar optimist sınıfında yarıştım. 1997'de optimist sınıfı ile Avrupa Şampiyonası'na katıldım. Optimistten sonra 1 sene Europe sınıfında yarıştım. Daha sonra diğer antrenör arkadaşımız Pınar Yılmazer'le birlikte 420 sınıfında yarıştık 4 sene boyunca, 1999-2000-2001-2002 yıllarında, hem kızlarda hem de genelde Türkiye şampiyonu olduk. 2004 senesinde Avrupa, Dünya ve Balkan Şampiyonaları'na katıldık.
2002 senesinden sonra 420'nin bir üst sınıfı 470 de yarışmaya başladık, 3 sene orada yarıştık. Orada da kızlarla Türkiye Şampiyonu olduk ve yine Avrupa Şampiyonası, Dünya Şampiyonası ve Balkan Şampiyonası'na katıldık. Balkan Şampiyonası'nda 2. olduk. 
Amacımız her zaman Olimpiyattı. 2004 Olimpiyatları'na hazır değildik, 2008 Olimpiyatları'na katılabilmemiz için ise yoğun bir tempo içerisine girmemiz gerekiyordu. Bunu yapamayacağımızı düşündük. Kişisel tercihimiz ile yarışmayı bıraktık.
Sonrasında bir yandan okuluma diğer yandan ise antrenörlüğe devam ettim. Spordan hiç kopmadım. Çocuklara çok alıştım ve antrenörlüğe optimist B takımı ile başladım. 3 senedir ise optimist A takımını çalıştırıyorum. Bu işin benim için çok keyifli olacağını düşünüyordum, yanılmadığımı gördüm ve sonucunda 4 senedir kulübümde antrenörlük yapıyorum.
- Yelkenin en küçük yaş grubuyla çalışıyorsun. Bu antrenörlük sürecinde en çok ne dikkatini çekti?
Benim en fazla gözüme çarpan 5 sene önce benim takımımda kursiyer olarak başlayan çocukların şu anda kocaman olup Balkan ve Dünya Şampiyonaları'nda madalyalar alan sporcular haline gelmesi. Optimist sınıfı kısa bir süre kapsamında yapılabiliniyor. Optimist sınıfı değişik bir sınıf çünkü çocukların gelişimi o yaşlarda çok farklılık gösteriyor. Örneğin bazen optimist sınıfında vasat olan bir çocuk ileride çok büyük başarılara imza atabiliyor. Ya da tam tersi; bu sınıfta çok etken olan biri ileride çok sivrilemeyebiliyor. Ben onların başarıları ile mutlu oluyorum. Şu anda 15 kişiden oluşan 10-14 yaş aralığında bir grubum var. 
Optimistte öğrendiği her bilgi ileride işine fazlasıyla yarayacak olan şeyler. O anda onu ezbere öğrenmiş olsa bile ileride net anlamını kavramış oluyor. Yelken sporunda zaten her zaman bir şeyler öğrenebiliyorsunuz.
- Bir aile sence çocuğunu neden yelkene yazdırmalı?
Aslında benim merak ettiğim soru; "Bir aile neden çocuğunu yelkene yazdırmaz?" Bir aile çocuğunu Optimist sınıfına yazdırmalı çünkü fiziksel, zihinsel ve daha da önemlisi ruh sağlığı açısından ayrıca dışarıdaki sosyal ortamda karşılaşabileceği kötülüklerden izole edilmesi anlamında çocuk gelişimi için büyük yarar sağlıyor. Yelken çok farklı bir spor, bir kere açık alan sporu, salon sporu değil. Ben bunun çok daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Esasında bireysel yapılan bir spor ancak bir yandan da denizdeki tüm arkadaşları onun rakibi oluyor. Bütün bu aşamalar sizin gözünüzün önünde oluyor. İnsanın çocukluktan ergenliğe geçiş sürecini çok net gözlemlemiş oluyorsunuz.
Örneğin çoğu anne baba çocuğunu 10 yaşındayken tek başına vapura bindirip adaya yollamaz. Ben her türlü güvenliklerini sağlamış bir şekilde onların yanlarında oluyorum, ancak burada çocuklar teknelerini kendileri yönlendiriyorlar. Her şeyiyle ilgilenmek zorunda oluyorlar. 
- Yelken onlara nasıl bir yarar sağlıyor öyleyse?
Bence o özgürlük duygusu ve denizden karaya bakmak, çocuklara her türlü şeyi dışarıdan gözlemleyebilme yetkisi veriyor. Onlar şu anda belki henüz bunun farkında değiller ancak kendimden de bildiğim üzere ileride bunun büyük yararını göreceklerini düşünüyorum.
Bunun dışında kendilerine ait malzemeleri oluyor, buna bakım yapmaları gerekiyor, temizlemeleri gerekiyor. Odasını bile toplamayan ya da ayakkabı bağlamasını bile bilmeyen bir çocuk yelkeninin ipini bağlayabiliyor. Dolayısıyla çok şeyin yanı sıra sorumluluk duygusunu da öğreniyor. Daha sonra yarışçılık aşamasına geçtiğinizde durum çok daha farklı oluyor. Örneğin rakipleriniz 1 tane 2 tane değil, biz Türkiye Şampiyonası'na gittiğimizde 200 tekne ile yarışıyorduk. 10 ile 15 yaş arasındaki çocuklar 200 tekne ile start veriyorlar. O 200 tekne arasında yarışacak standarda gelebilmek zaten inanılmaz bir özgüven ve motivasyon gerektiren bir süreci kapsıyor, bunu her çocuk yapamıyor.
Hava durumunu, rüzgarı, akıntıyı, şamandırayı takip etmesi gerekiyor ve bunlar sürekli olarak değişen şeyler. Bütün bunları sentezleyip kendisine yarış içerisinde bir strateji belirlemesi gerekiyor. Bizim yarışlarımızın her biri yaklaşık 1 saat sürüyor ve bir seri yarış 5 günden oluşuyor. 5 gün boyunca günde 3 yarış yapıyoruz, bu da demek oluyor ki biz 6-7 saat su üzerinde kalıyoruz. Yelken haricinde başka hiçbir sporda böyle uzun bir süre yok ve elbette  bunun motivasyonu da buna göre değişiyor. Çocuklar değişik bir şey yaptıkları için bu mücadeleyi çok seviyorlar ve dolayısıyla da o özgüven duygusu çocuklarda kendiliğinden yerleşmeye başlıyor. 
- Şu anda konuşurken aslında iki kişiyle konuşuyor sayılırız. Bir bebek bekliyorsun… Bu yelkenini nasıl etkiliyor? Nasıl bir program izleyeceksin?
Yaz dönemini geçirdim. Ocak ayına kadar olan dönemi de geçirebileceğimi düşünüyorum. Şu an için doktor tavsiyelerinde bir problem yok. İlk 6 ayı denizde geçirmiş olacağım. Son 3 ay herhalde daha zor olacak. Denizden ayrı kalmış olacağım. Çocuklar açısından da onları alıştırmaya çalışıyorum. Çünkü o yaş grubunda siz yanlarında olmadığınız zaman dünya yok olmuş gibi oluyor. Onları da bu duruma adapte etmem gerekiyor çünkü zaten ileride başka sınıfa geçecekler ya da başka bir şey olabilir. Zaten onlara genel olarak değer verdikleri hiçbir şeyi başkalarına endekslememelerini de öğretmeye çalışıyorum. Bu durum da onlar için bir ön çalışma niteliğinde olmuş olacak.
- Bebeğin de ileride yelken yapacağını düşünüyor musun?
Benim eşim de eski yüzücü. Çocuğun su sporlarıyla ilgili bir şey yapacağı az çok belli. Ona yüzmeyi öğrettikten sonra da muhtemelen yelkene başlar. Spor onun gelişimini de güçlendirecektir.
- Peki ailelerin yelkene bakış açısı nasıl?
Aileler çocukları hem bir sporla ilgilenmeleri hem de sorumluluk sahibi olmaları için yelkene gönderiyorlar. Ancak bazen koruma içgüdülerine yenik düşüyorlar.  Bazı aileler çocukların yelkenlerini toplamalarına, çocukların yapmaları gereken görevi kendileri yapmaya çalışıyorlar. Ancak bu doğru değil. Çünkü hata yapmalarının hiçbir sakıncası yok ama o hatayı aileleri kapatmaya çalıştıklarında o çocuk yaptığının hata olduğunu ya öğrenemiyor ya da hatasının sorumluluğunu alamıyor. Bu nedenle onlarla yaptığımız konuşmalarda çocuklarının arkalarını toplamalarının çocuğa bazen yarar değil, zarar verebileceğini anlatmaya çalışıyoruz.
Röportaj: Elena Demiryürek
Fotoğraflar: Ahmet Hopyar


 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

FB Maç Programı

16 Mayıs 2012 Çarşamba
Ziraat Türkiye Kupası Finali
Fenerbahçe - Bursaspor
Ankara 19 Mayıs Stadı / 20.30